31 Aralık 2010 Cuma
Olmadı ki X5'li bir Sevgilimiz be Desperate!
Saçlarına fön çektirmek için kuaföre gitmek üzere kapıdan çıkarken size dönüp ellerini havaya açarak gayet içten bi şekilde "Yeni yılda apartmanımızdaki bütün şu çöm kızları X5'li sevgilileri terkeder de bütün park yerleri bana kalır işşşşallahhh!!!" diyen bir ev arkadaşınız varsa... :)
Paranızı ödememek için direnen, piçlik eden ama nasıl oluyosa yine de kendini size sevdirebilen bir supervisorınız varsa... :)
Yeniyıl akşamı bile uyuşuk bir ses tonuyla arayıp "Kahve yap sana geliyorum." diyen Tiger'vari bir dostunuz varsa... :)
Belayı çekmenizi sağlayan, parıltısı hiç kaçmayan bir auranız varsa... :)
Yaşadığınız tüm olumsuzluklara rağmen gülümseyip mutlu olmaya yüzünüz varsa... :)
Sizi seven bir aileniz ve yeryüzündeki kimselerin kolay kolay sahip olamadığı gerçek dostlarınız varsa... :)
Benim gibi aşksızlıktan bir yanınız çaktırmadan ağlarken diğer yanınız hep gülsün inş.!
Sadece bu geceye özel...bütün insanları sevmeye karar verdim. Hep derim ya insanları sevmiyorum, ben hayvanları seviyorum diye...bugün, şimdi, şu an, birden bire içim kaynadı nedense. Onlara da bir şans vermeye karar verdim.
Şu an canm her ne kadar bu gece evimde oturup dvd izlemek istese de...Tiger gittikten sonra hazırlanıp çıkacağım. Sırf insanlar yılbaşında ne yaptın diye sorduğunda anlatacak birşeyim olsun diye.
Yeni yılda görüşmek üzere!
2011den Dilediklerim!
Özlemiş sanki beni...wuhuuu! Bakar mısınız, adam beni özlemiş sanki azıcık biraz falan. Bunu da yeni yeni farkediyor, beni burda göt gibi bırakıp gittikten sonra gecenin 2'sinde mesaj atıyor. Atma ulan! Ben sana neyi özlediğini söyleyeyim hemen.
Taş gibi bi hatunla yatağında geçirdiğin ateşli dakikaları özledin sen beni değil. Öyle bir öküzsün ki sorsan bunu inkar edersin ama neyse ki bunu anlamak için sana sormaya ihtiyacım yok. Bu kadarcık bir durum değerlendirmesini yapacak muhakeme yeteneğine sahip bir insanım.
Bir ilişki istiyorum ben! Yeni yıldan güzel bir ilişki istiyorum. Seninle yaşadığım her an gibi hayatımda eğreti duracak birşey değil! Evet seni isterdim ama böyle değil. Senin beni istediğin gibi değil. Çünkü benim buna karnım tok. Bu şekilde yalnızca takılmaya devam edeceksem neden seninle vakit kaybedeyim ki? Aletin büyük olduğu için mi? Üstelik seninle sevişirken orgazm bile olamıyorum. Seni seviyorum ama bu malın teki olduğun gerçeğini değiştirmiyor. Bana yemek yapman, kahvaltı hazırlaman, kırmızı mumların... tüm bunlar niyetinin basitliğini değiştirmiyor. Göz boyasa da kandırmaya yetmiyor.
Birinin beni sevmesini istiyorum ben, gerçekten sevmesini. Yaklaşık altı aydır kimse beni sevmedi... hiçkimse hiç sevmedi. Arzulamaktan, iltifat etmekten, pohpohlamaktan bahsetmiyorum. Bunları hergün her an yaşıyorum. Arzulanmak değil, artık biri tarafından tekrar sevilmek istiyorum. Hayatımda tekrar bir düzen istiyorum. Yanımdayken hayatımdan her an gideceği korkusunu taşımayacağım bir adam istiyorum. Beni sahiplenecek bir adam istiyorum.
Bu dileğimi biraz daha spesifik bir boyuta taşırsak eğer... uzun boylu olsun istiyorum. Benden uzun...en az 15cm uzun (ki bu aslında en zorudur niye en başta söylediysem)
Esmer ya da kumral olsun, kesinlikle sarışın olmasın istiyorum.
Gözleri mümkünse kahverengi olsun...ela, yeşil falan yine idare ederiz ama kesinlikle mavi olmasın istiyorum.
Yaş konusunda diyecek birşey bulamıyorum. Çünkü arkadaşlarımın tüm ısrarlarına rağmen eşeklik edip yaşıtlarımla takılmaya, aslında adam denebilecek yaştaki düzgün adamları elimin tersiyle itmeye devam ediyorum. (Belki bu huyumdan yeni yılda vazgeçip kendim için yararlı birşey yapmış olurum.)
Kompleksleri olmasın istiyorum bu adamın, doğal olsun. Ota boka götü kalkmasın. Çok bilmiş olmasın.
Mümkünse mutfağa girmesin. Somurtmasın. Ama ciddi bişey anlatırken de geyiğe vurmasın. Uyuşuk olmasın ama benim gibi fazla orda burda fink de atmasın. Adamsa adamlığını, ağırlığın bilsin. Ailesiyle arası iyi olsun, anne aşığı olmasın ama annesiyle düzgün konuşmayı bilsin, saygısızlık etmesin.
Gezmeyi sevsin, ben oraya gidelim buraya gidelim dediğimde burun kıvırmasın. Burun demişken, burnu kaf dağında olmasın, onun havasını alırlar!
Hayvan sevsin, çok sevsin hem de! Beni de çok sevdiği zaman bigün içinden gelerek bana ufak bir yavru köpek alıp tatlı renkli, kurdeleli bir kutunun içinde "Sürpriiz!" diyerek çıkagelsin ve beni kendine aşık etsin. Desperate Houswife'ın uçan balon sevdası nasıl ki bir adama tapmasına sebebiyet verecek kadar basit ama onun için özelse, bu da benim sebebim işte. Hiçbir adamın asla akıl edip keşfedemeyeceği bir sebep. Ne acıdır ki sırf bu yüzden evde kalacağıma inanıyorum.
Adam bana dünyaları getirse...yatlar katlar alsa...ama kurdeleli bir kutunun içinde bebek bir köpek getirmediği sürece tek taşını da alsın soksun biyerine. Hayatta evlenmem! Dolayısıyla kendimi şimdiden evde kalma fikrine alıştırıyorum. Amerikaya gitme, orada yaşama, sperm bankası , suni döllenme falan... tabi canım... geleceğim için olası durumlar bunlar.
Road Runner'ın üstünü çiziyorum yeni yılda, hiç ama hiç cezbetmiyor beni. Kevin'in üstünü çiziyorum, henüz çok çocuk bazen yanında çok canım sıkılıyor çekemiyorum. Alvin kalsın, o zaten arkadaşım gibi...en action yakınlaşmamız öpüşmek, fazlasını bekleyemem ondan. Kıyamıyorum zaten, bir kere birine acıyıp çocuğum gibi sevmeye başlayınca geri dönüşü pek olmuyor. Adonis'in üstü de kalsın. Tüm finallerim bitince onunla tekrar görüşmek, biraz daha yakından tanımak istiyorum. Gerçi adamın omuzu yok ama... yakışıklı ve çekici olduğu da bi gerçek. Lee'nin üstünü istemeden çiziyorum. Üzülerek...içim acıyarak...dün gece 2'deki özledim mesajına rağmen...çünkü çok kırıyor beni, çok incitiyor. Çünkü ona karşı kendimi kontrol edemiyorum, hislerime engel olamıyorum ve bunların hiçbiri onun zerre kadar umrunda da değil. Böyle bir adama takılıp kalmamsa kendime eziyet etmem anlamına gelir. Annem beni sokaktan bulmadı beyfendi hiç kusura bakmayın. Beni üzene kafam girsin! Sen de kimsin!? Çizildiniz! Dün geceki o mesajınıza cevap beklemeyiniz...yoksa daha çok beklersiniz.
(Kendimi tutuyorum.Şu an kolay ama uzak olduğu için, bunu da biliyorum. Geri dönüp beni kandırmaya çalıştığında bu kadar kolay olmayacağını da biliyorum. Ne olur biri beni durdursun, çağırırsa gitmeme engel olsun!)
Yeniyılda kendime daha fazla söz geçirebilmek istiyorum. Bu kadar yaramaz olmamak istiyorum.
Yeni bir iş istiyorum. Mümkünse eski işime devam etmek istiyorum. Meğer ne zenginmişim o zamanlar, şimdi beş kuruşsuz kalınca anladım işimin değerini. İki gün söve söve eşek gibi çalışır, diğer beş gün zevkten dört köşe yerdim dünya kadar parayı, gıkım çıkmazdı. O iki günde dünyanın en nankör kadınıymışım meğer. Razıyım şimdi, yine olsun, yine yorulayım o kadar. Yeter ki bahşişlerim de primlerim de cebime geri gelsin.
Yeniyılda transkriptimde gerçekleşecek tüm değişiklikler lütfen olumlu olsun. Ortalamam düşmesin. Eylül'de Erasmus'a gitmeme engel teşkil etmesin ki ben de Hard Candy'nin Avrupalı Erkekleri şeklinde volumleri sıralayabileyim size :)
Sakın duymasın bana çok kızar ama Hanna evlenmesin istiyorum. Ayrılsınlar istiyorum. Çünkü o benim için çok değerli ve hayatını o varoşman'le birleştirerek yaşam standardını köprü altı çocuğu edip kendini de rezil etmesini istemiyorum.
Betty Boop, obsesif olduğu ilk aşkını unutup bir başkasıyla yoluna devam edebilsin isiyorum yeniyılda. Arabic Girl'üm bana daha az atarlansın mümkünse, aramız hep iyi olsun. Bir aksilik olmasın ve Erasmus'a birlikte gidelim istiyorum.
Ablamı deli gibi özledim. Gidip onu görmek istiyorum. Ona bugüne kadar anlatmadığım birçok şeyi anlatıp dedikdunun dibine vurmak istiyorum.
Annem artık şu dükkanı bir cafeye çevirsin, adına "Kedi" koysun, aç kediler de nasiplensin istiyorum.
Babamın işleri iyi gitsin, sinir stres yapıp tansiyonunu paso fırlatmasın istiyorum.
Yeniyılda ev sahibimiz artık şu plazmasının başına geçip benim eve giriş çıkışlarımı kontrol etmesin, ben de her giriş çıkışımda kameraya nanik ya da el hareketi çekmekten kurtulayım istiyorum.
Koridorun sonundaki dairede oturan kız... (hani şu Apartmanımızdaki Fuhuş Yuvası başlığında Goncagüle anahtar veren :D) geçen gece ben evde yokken Desperate'dan mum istemiş, sevgilisiyle ikinci ayını kutlayacakmış. Desperate da benim çekmecemdeki kokulu mumlardan vermiş bikaç tane. Ama kızın o kadar özenmesine birkaç saat sonra çocuk bir hışımla evden çıkıp arabasına binerken, kız ise üzerindeki minik siyah kombinezonu ve çıplak ayaklarıyla , "Dur aşkım, yapma, gitme." diye haykırarak peşisıra koşarken görülmüş.
Yazık işte acıdım. Onlar barışsın istiyorum. (Al işte angut ev sahibim de bana saracağına böylelerine sarsın.Ne zaman girip çıktığım belli değil belki ama en azından anadan doğma çıkmıyorum!)
Yeniyılda kitabımı yazacak daha çok vaktim olsun istiyorum.Hatta yeniyılın son günü bitsin istiyorum.
Benim için özel olmayı başarmış biri beni bikaç günlüğüne biyerlere kaçırsın istiyorum. Sessiz, sakin biryer...şehirden uzak biyer. Bir köy, bir kasaba gibi... sürekli dırdır etmesin ama başımda, çok fazla sevişelim çok fazla uyuyalım ama kafam boş olsun istiyorum. Ne iş ne ders düşünmek istemiyorum.
Şu apartmandaki bağırış çağırışlar da bitsin istiyorum artık.Yine başladılar işte. Ulan millet birbirini yer suçlusu yine biz oluruz. Birazdan yine bizim kapıya şikayete gelirler eminim. Hayır efendim! Biz değiliz! Bizden çıkmıyor o ciyak ciyak sesler. Bizden gelse gelse ah uh sesi gelir, ona da ben bu apartmanda şikayet edecek adam tanımıyorum. Hepsi abazan öğrenci topluluğu. Duvara bardak dayar dinler o şerefsizler.
Birkaç saat sonra hazırlanmaya başlayacağım. Yeni aldığım sırt dekolteli siyah kadife mini elbisem, süper ince siyah çoraplarım, siyah platform tabanlı, ince topuklu rugan ayakkabılarım, minik portvöyüm ve ben.Biraz makyaj, birkaç aksesuvar ve hoş bir parfümle geceye hazırım.
Hangi gece derseniz.Aslında çok harika bir planım olduğunu iddaa edemem. Lee'nin beni yanına davet edişi , sonra pat diye vazgeçip "Ben ailemle olacağım" diyerek beni göt gibi ortada bırakışından sonra...(işte buyüzden attığı özledim mesajı ona girsin!) ben de birkaç alternatifi değerlendirdikten sonra en çok aklıma yatanı seçtim. Acarkentte bir ev partisi.
Mr.Amsterdam davet etti. Kendisi Hard Candy'nin yaklaşık iki sene kadar önceki erkeklerindendir. Pek yakışıklı değildir. Ama ilginçtir ki zamanında horlamasına bile tav olurdum...şimdiyse benim için tamamiyle nötr bir eleman. Benim peşinde olduğum zamanlar çok cool havalarındayken, yaklaşık bir 4ay kadar önce çark etmiştir. Erkeklerin tornistan süreci üzerine tez hazırlayabilecek düzeyde olduğumu söylemiştim değil mi daha önce :) ve hazin bir şekilde bu dönüşü sırasında tarafımdan göt edilmiştir. Ama hatasını bildiği için olgun bir şekilde alttan alması da takdire şayandır. Affedilip arkadaş pozisyonuna sokulmuştur.
Çağırması hoşuma gitti. İkinci kez yılbaşını benimle geçirmek istiyor. Bir şansı da haketsin artık. Yakın arkadaşlarımın hiçbirinin iyi bir planı yok bu yılbaşı. Mr.Amsterdam'ın da arkadaş çevresine güvenirim, iyi geçeceğini düşünüyorum. En azından yeni yıla bir kısmı çift bir kısmı sap, belli bir kültür düzeyine erişmiş, eğlenen kalabalık bir insan grubuyla gireceğim. Bu da birşeydir tabi. Belki 00.00'da öpüşen mutlu çiftlere bakarsam ben de yeniyılda tatlı bir aşk bulabilirim. Bu geceyle ilgili tek temennim :)
Herkese mutlu mutlu yıllar dilerim. Biri şu yukardaki çirkef karıyı sustursun artık, yoksa ciğerleri yırtılacak. Hah ona da yeniyılda benden bol bol sakin gün gelsin! Huzura ersin! Bir erkek peşinden bu kadar ciğer patlatılmayacağını, değmeyeceklerini tez zamanda öğrensin.
So... Tell me now...Happy New Years Everybody! :)
28 Aralık 2010 Salı
Lee'nin Beklenmedik Sürprizi
Depresifim! Agresifim! ve dahası!
Aslında bunu çok güzel duygular içinde yazmak isterdim ama Lee'ye hissettiğim herşey kolayca zaman aşımına uğrayıp hiçbir zaman stabil kalamadığı için sadece denemekle yetineceğim. Şu an bir yanım ona çok kırgın...hem de çok fazla.
Dün gece hiç aklımda yokken tam duşa girdiğim sırada telefonumun bilibiling! diye ötmesi pek hayraalamet değildi, sesinden belliydi. İçten içten haykırışı "şimdi ben bu mesajı aldım sen de az sonra okuyacan, çok ballı kaymaklı gelecek ama bak gör sonunda yine göt olacan!" sinyalleri vermekteydi.
Öyle mi oldu gerçekten bilmiyorum. Kiminiz abartıyorsun diyebilirsiniz ama bu durum beni yıpratmaya başladı.
Mesaj Lee'dendi. Uyuyamadığını, yardımcı olmak isteyip istemediğimi soruyordu. Bu aslında, ne zaman onda kalsam ertesi sabah başıma kaktığı bir olaydır. "Yine uyuyamadım!" Aferin sana! Hep söylüyorum içerde yatabilirim diye. Hayır okey dese gerçekten alınıp kırılmayacağım gideceğim. Ben bu konuda hassasımdır çünkü, bilirim başkasıyla uyumak zordur. Ben de çok rahatsız olurum. Ama her nasılsa Lee bende fena bi uyuşturucu etkisi yaratıyor. Öyle ki onun koynunda uyuduğum gecelerde, apartmanda içinde kadın olan bir asansör düşüp kıyametler kopsa ve bütün apartman ahalisi ayağa kalksa bile ben kış uykusuna yatmışcasına uyumaya devam edebiliyor, bu durumu sabah ev arkadaşım ve sevgilisinden duyup "Hadi yaa!" tepkisi verebiliyorum.
Ve ardından düşünüyorum...bana onunla uyurken bu derece huzur veren şey ne? Uyumadığımız zamanlarda verdiği huzursuzluk, kavga, gürültü, kıyamet?
Ya da ikimizin de bitmek tükenmek bilmeyen libidosu, birbirine olan arzusu, savaşmaktan sevişmekten bitap dümüş bir ben... çünkü yemin ederim Lee'nin koynunda geçen bir gecem insidon alıp yattığım geceler kadar etki sahibi üzerimde.
Yine de paşam! Ertesi sabah bundan şikayet edeceksen eğer, gecesinde kolunu bacağını bana sanki biyere kaçacakmışım gibi sımsıkı dolayıp yatma bir daha! Bu kadar da alınıyorum işte sana bu konuda!
Herneyse...bunun lafını eden adam kalkmış size "Beni uyutmaya gelsene." tarzı bir mesaj atıyorsa ister istemez bi kıllanırsınız dimi. Ne çeviriyo lan bu!? gibilerinden...
Yok ben kıllanmadım işte. Onca lafı yediysem de onu uykusuz bıraktığım gecelere dair...yine de iyi niyetimle safça yiyorum. "Olur, gelip uyuturum." diyorum. İçten içe özlüyorum çünkü. Evet hayvanım ben! Kendime söz versem de tutamıyorum. İçimdeki kimseyi dinlemeyen ben, beni bile dinlemiyor çünkü. Sürekli bildiğini okuyor.
Duştan sonra apartopar üstümü giyinip çıktım evden. Taksici alışmış artık; sormuyor bana nereye gittiğimi, sadece götürüyor ve tam noktasında indiriyor. Güvenlik desen keza öyle... giriyorum kapıdan, ben de alıştım artık, Lee'yi arayıp talimat almadan doğru tuşlara basıp çalabiliyorum zilini. Ama bu alışkanlık hiç iyi gelmiyor bana...herşeyin otomatikleşmesi ürkütücü. Hayatıma iyice yerleşmeye başladığı hissi son derece korkunç.
Bunları düşünürken içim sıkıla sıkıla çıkıyorum asansörle yukarı. Asansörden inip dairesinin kapısına geldiğimdeyse alıştığımın aksine beni kapıda karşılamıyor.
Kapı aralık...Lee ortada yok. Kapıya doğru attığım her adımda arasından sızan titrek ve loş ışık bana "Yok artık! Yok artık Lebron James! Yok artık kendine gel! Rüya görmeyi kes Hard Candy, Lee bu kadar romantik bir adam olamaz!" dedirtiyor.
Yavaşça biraz da ürkekçe iterek açıyorum kapıyı... ve evet... rüya değil, gerçek! Bilindiği üzre o kadar romantik bir adam olmasa da, hatta çoğu zaman odunun teki olsa da denemesi içimi titretiyor doğrusu. Yoluma serdiği kırmızı mumların yarattığı atmosfer harika. İçerden gelen müzik sesi mükemmel. O an yüzüme yerleşen gülümsemeyse paha biçilemez! :)
Seri hareketlerle ayakkabılarımı çıkarıyor, çantam ve montumla birlikte bir kenara atıyorum. Attığım kenarda umarım mum yoktur, gecenin sonunda itfaiyeci fantezisi istemiyorum ama acelemden dönüp bakmıyorum bile ardıma.
Sanki bir an önce gidip dudaklarına yapışmak istiyormuşcasına bir his var içimde. Yokluyorum... evet var, evet ondan: dudaklarına yapışmak istiyorum.
Bilsem jartiyerimi bu gece giyerdim diyorum biryandan içimden, kırmızı mumlu koridorda ilerlerken. Oysaki bu romantizmin etkisinde kalmış geceyi zaten geçen seferki jartiyerime borçlu olduğumu birkaç saat sonra algılayabiliyorum. Ne yani şimdi sıranı bana mı savdın Lee? Bunu bir rekabete mi çevireceğiz...bakalım kim daha yaratıcıı!
Odasına vardığımda yatağında buluyorum onu. Gülümseyip yaramaz bakışlarına dikiyorum benimkileri ve daha fazla sabredemeyip üstüne çıkıyor, öpüyor, öpüyor, içimden sövüyor, "ulan yine kandırdın beni şerefsiz!" diyor ve birkaç tokat atıp öpmeye devam ediyorum.
Hem kızıyorum ona, hem de kıyamıyor. Bu nasıl oluyor? Nasıl! Deliriyorum!
Soyunuyorum vakit kaybetmeden, çünkü sabırsızım. Annemin karnında nasıl beklemişim 9 ay ciddi bir muamma! Gecenin ilerleyen saatlerinde adam yavaş sex yapalım diyor bana, onu bile beceremiyorum :/ süre tuttuk da en fazla 1 dakika. Hızlı, hızlı, hızlı, daha hızlı, daha, daha, daha, hem fazla, hem hızlı...daha, daha, daha, hep, hep, hep!
Bir an duraksayıp utanıyorum çünkü bağırırken çok ses çıkarıyorum diye ağzımı kapadığım için gülüyor bana. "Ama ya duyarlarsa?" diyorum endişeyle, "Duysunlar, ne kadar şanslı olduğumuzu düşünüyorlardır." diye cevap veriyor. Ben böyle şansın içine sıçiym, dalga mı geçiyosun köpek! Çok büyük aşk yaşıyormuşuz gibi laflar etmiyor musun zaman zaman beni benden alıyor bu sahte hallerin. Ne kadar harika bir fuck buddy çifti olduğumuzu duyup mu çok şanslı lan bunlar diyecekler. O zaman senin bütün apartman seksomanyak abi, ben almiym. Maalesef istediğin gibi sadece nefes almıyorum, genelde kontrol altında tutabildiğim ama senin yanında bu özelliğimi üzerinde gün geçtikçe kaybettiğim hislerim var.
Harika bir gece geçirdik yine kabul ediyorum. Aramızdaki çekimi inkar etmiyorum. Kabul edemediğim ne biliyor musun! Bugün seni dışarıda başka bir kızla gördüklerini söylediklerinde seni deli gibi kıskandığım gerçeği...çünkü bu sana olan sevgimi kendime bile itiraf edeyişimin yegane kanıtıdır.
Benim tam da bittiğim andır.
Aslında bunu çok güzel duygular içinde yazmak isterdim ama Lee'ye hissettiğim herşey kolayca zaman aşımına uğrayıp hiçbir zaman stabil kalamadığı için sadece denemekle yetineceğim. Şu an bir yanım ona çok kırgın...hem de çok fazla.
Dün gece hiç aklımda yokken tam duşa girdiğim sırada telefonumun bilibiling! diye ötmesi pek hayraalamet değildi, sesinden belliydi. İçten içten haykırışı "şimdi ben bu mesajı aldım sen de az sonra okuyacan, çok ballı kaymaklı gelecek ama bak gör sonunda yine göt olacan!" sinyalleri vermekteydi.
Öyle mi oldu gerçekten bilmiyorum. Kiminiz abartıyorsun diyebilirsiniz ama bu durum beni yıpratmaya başladı.
Mesaj Lee'dendi. Uyuyamadığını, yardımcı olmak isteyip istemediğimi soruyordu. Bu aslında, ne zaman onda kalsam ertesi sabah başıma kaktığı bir olaydır. "Yine uyuyamadım!" Aferin sana! Hep söylüyorum içerde yatabilirim diye. Hayır okey dese gerçekten alınıp kırılmayacağım gideceğim. Ben bu konuda hassasımdır çünkü, bilirim başkasıyla uyumak zordur. Ben de çok rahatsız olurum. Ama her nasılsa Lee bende fena bi uyuşturucu etkisi yaratıyor. Öyle ki onun koynunda uyuduğum gecelerde, apartmanda içinde kadın olan bir asansör düşüp kıyametler kopsa ve bütün apartman ahalisi ayağa kalksa bile ben kış uykusuna yatmışcasına uyumaya devam edebiliyor, bu durumu sabah ev arkadaşım ve sevgilisinden duyup "Hadi yaa!" tepkisi verebiliyorum.
Ve ardından düşünüyorum...bana onunla uyurken bu derece huzur veren şey ne? Uyumadığımız zamanlarda verdiği huzursuzluk, kavga, gürültü, kıyamet?
Ya da ikimizin de bitmek tükenmek bilmeyen libidosu, birbirine olan arzusu, savaşmaktan sevişmekten bitap dümüş bir ben... çünkü yemin ederim Lee'nin koynunda geçen bir gecem insidon alıp yattığım geceler kadar etki sahibi üzerimde.
Yine de paşam! Ertesi sabah bundan şikayet edeceksen eğer, gecesinde kolunu bacağını bana sanki biyere kaçacakmışım gibi sımsıkı dolayıp yatma bir daha! Bu kadar da alınıyorum işte sana bu konuda!
Herneyse...bunun lafını eden adam kalkmış size "Beni uyutmaya gelsene." tarzı bir mesaj atıyorsa ister istemez bi kıllanırsınız dimi. Ne çeviriyo lan bu!? gibilerinden...
Yok ben kıllanmadım işte. Onca lafı yediysem de onu uykusuz bıraktığım gecelere dair...yine de iyi niyetimle safça yiyorum. "Olur, gelip uyuturum." diyorum. İçten içe özlüyorum çünkü. Evet hayvanım ben! Kendime söz versem de tutamıyorum. İçimdeki kimseyi dinlemeyen ben, beni bile dinlemiyor çünkü. Sürekli bildiğini okuyor.
Duştan sonra apartopar üstümü giyinip çıktım evden. Taksici alışmış artık; sormuyor bana nereye gittiğimi, sadece götürüyor ve tam noktasında indiriyor. Güvenlik desen keza öyle... giriyorum kapıdan, ben de alıştım artık, Lee'yi arayıp talimat almadan doğru tuşlara basıp çalabiliyorum zilini. Ama bu alışkanlık hiç iyi gelmiyor bana...herşeyin otomatikleşmesi ürkütücü. Hayatıma iyice yerleşmeye başladığı hissi son derece korkunç.
Bunları düşünürken içim sıkıla sıkıla çıkıyorum asansörle yukarı. Asansörden inip dairesinin kapısına geldiğimdeyse alıştığımın aksine beni kapıda karşılamıyor.
Kapı aralık...Lee ortada yok. Kapıya doğru attığım her adımda arasından sızan titrek ve loş ışık bana "Yok artık! Yok artık Lebron James! Yok artık kendine gel! Rüya görmeyi kes Hard Candy, Lee bu kadar romantik bir adam olamaz!" dedirtiyor.
Yavaşça biraz da ürkekçe iterek açıyorum kapıyı... ve evet... rüya değil, gerçek! Bilindiği üzre o kadar romantik bir adam olmasa da, hatta çoğu zaman odunun teki olsa da denemesi içimi titretiyor doğrusu. Yoluma serdiği kırmızı mumların yarattığı atmosfer harika. İçerden gelen müzik sesi mükemmel. O an yüzüme yerleşen gülümsemeyse paha biçilemez! :)
Seri hareketlerle ayakkabılarımı çıkarıyor, çantam ve montumla birlikte bir kenara atıyorum. Attığım kenarda umarım mum yoktur, gecenin sonunda itfaiyeci fantezisi istemiyorum ama acelemden dönüp bakmıyorum bile ardıma.
Sanki bir an önce gidip dudaklarına yapışmak istiyormuşcasına bir his var içimde. Yokluyorum... evet var, evet ondan: dudaklarına yapışmak istiyorum.
Bilsem jartiyerimi bu gece giyerdim diyorum biryandan içimden, kırmızı mumlu koridorda ilerlerken. Oysaki bu romantizmin etkisinde kalmış geceyi zaten geçen seferki jartiyerime borçlu olduğumu birkaç saat sonra algılayabiliyorum. Ne yani şimdi sıranı bana mı savdın Lee? Bunu bir rekabete mi çevireceğiz...bakalım kim daha yaratıcıı!
Odasına vardığımda yatağında buluyorum onu. Gülümseyip yaramaz bakışlarına dikiyorum benimkileri ve daha fazla sabredemeyip üstüne çıkıyor, öpüyor, öpüyor, içimden sövüyor, "ulan yine kandırdın beni şerefsiz!" diyor ve birkaç tokat atıp öpmeye devam ediyorum.
Hem kızıyorum ona, hem de kıyamıyor. Bu nasıl oluyor? Nasıl! Deliriyorum!
Soyunuyorum vakit kaybetmeden, çünkü sabırsızım. Annemin karnında nasıl beklemişim 9 ay ciddi bir muamma! Gecenin ilerleyen saatlerinde adam yavaş sex yapalım diyor bana, onu bile beceremiyorum :/ süre tuttuk da en fazla 1 dakika. Hızlı, hızlı, hızlı, daha hızlı, daha, daha, daha, hem fazla, hem hızlı...daha, daha, daha, hep, hep, hep!
Bir an duraksayıp utanıyorum çünkü bağırırken çok ses çıkarıyorum diye ağzımı kapadığım için gülüyor bana. "Ama ya duyarlarsa?" diyorum endişeyle, "Duysunlar, ne kadar şanslı olduğumuzu düşünüyorlardır." diye cevap veriyor. Ben böyle şansın içine sıçiym, dalga mı geçiyosun köpek! Çok büyük aşk yaşıyormuşuz gibi laflar etmiyor musun zaman zaman beni benden alıyor bu sahte hallerin. Ne kadar harika bir fuck buddy çifti olduğumuzu duyup mu çok şanslı lan bunlar diyecekler. O zaman senin bütün apartman seksomanyak abi, ben almiym. Maalesef istediğin gibi sadece nefes almıyorum, genelde kontrol altında tutabildiğim ama senin yanında bu özelliğimi üzerinde gün geçtikçe kaybettiğim hislerim var.
Harika bir gece geçirdik yine kabul ediyorum. Aramızdaki çekimi inkar etmiyorum. Kabul edemediğim ne biliyor musun! Bugün seni dışarıda başka bir kızla gördüklerini söylediklerinde seni deli gibi kıskandığım gerçeği...çünkü bu sana olan sevgimi kendime bile itiraf edeyişimin yegane kanıtıdır.
Benim tam da bittiğim andır.
27 Aralık 2010 Pazartesi
Hard Candy'nin Erkekleri - Volume 6
Bugün Alvin'le akvaryuma gitmiyorum. Çünkü dün akşam gezip tozma hakkımı fazlasıyla doldurdum. Artık oturup gerçekten finallere çalışmalıyım :((
Peki dün akşam nerede miydim? Gerçek anlamda milyonların sevgilisi olan bi adamla başbaşa yemekte. "Romantik bir yemekte" demeyeceğim çünkü arkadaşlarıma kimin beni yemeğe davet ettiğini söylediğimde umulanın aksine son derece salaş bir balık restaurantındaydık.
Bende fazla bir şok yarattı diyemem çünkü hayatta hayal kırıklığına uğramamak için beklentilerimi her zaman düşük tutarım. Ama bu bahsi geçen adamın sahip olduğu bu derece salaş tarzına da şaşırmadım diyemem. Oysa ki televizyondan hiç öyle görünmüyordu. Birçok kadın televizyonda görüp ona hayranlık duyarken, ulaşılmaz sanırken aslında bildiğin otuzunda boş bir adam kendisi. Hoş...ama maalesef şu sıralar tembellik ettiği için boş.
Ha potansiyel yok mu? Var.
Masaya ilk oturduğumda suratındaki memnuniyetsiz ve hatta somurtkan diyebileceğim o donuk ifade bir süre sonra alkolün etkisiyle yerini tatlı bir gülümsemeye bırakmıştı.Sardığı sigaranın etkisi var mıydı muamma...
Yolda onun yanına giderken biraz korkuyordum açıkçası. Ama beni beğenmeyecek diye değil. Arkadaşlarımın gazı sayesinde "ben onu beğenmeyeceğim" diye. Artık gözlerinde ne denli bir fenomen olduysam, çok geniş hayran kitlesine sahip adamları bile beğenmiyorum o derece...siz düşünün yani nasıl bi dünya güzeliyim. "Sen onu beğenmeyeceksin. Bak gör bu çok sarışın diyip efleyip püfleyeceksin. Adamdan elektrik almayacaksın sonra gelip sızlanacaksın. Yaşı çok büyük diye bahaneler bulacaksın. vs."
Bir kez daha ben neymişim diyorum ve en azından arkadaşlarımın gözünde bu kadar yüceldiğim için kendimi canı gönülden tebrik ediyorum.
Aslına bakarsanız haksız değiller. İnsanları öyle ufak, öyle eften püften sebepler için eliyorum ki beni baştan uyarmaya çalışmaları çok normal.
Tamam gerçekten sarışın olması biraz koydu bana. Üstelik boyu da televizyondan bildiğimiz kadar uzun değilmiş. Topukluyla gittim yanına ve hemen hemen aynı olmuştuk, belki 1-2 cm geçiyordur beni.
Yemekten kalkınca içmeye devam ettik başka bir yere geçip. Son dizisinden bir arkadaşı da geldi bir ara bize eşlik etmeye. İkisi bir olunca gerçekten bi anda çok eğlenceli insanlara dönüşüyorlar. Uzun zamandır bu geceki kadar çok gülmemiştim.
Yalnız tutturdular bir şehlasın diye deli oldum. Değilim arkadaşım! Şehla mehla değilim! Gözlerim güzel, güzel bakıyorum, anlamlı bakıyorum o kadar. Kötü bir şey değilmiş şehlalık...çekiciymiş, seksiymiş...bana öyle gelmiyor. Şehla diyince hakaret olarak algılıyorum ben onu, hoşlanmıyorum işte.
Babamla konuşmuş bu arada beyfendi randevumuza gelmeden önce facebooktan. "Ne alaka?" dedim. "Öyle, canım istedi konuştum." cevabını aldım defalarca, doğumgünümü falan bildi. Bayağı çalışmış gelmeden önce anlaşılan, ben eksik hissettim bi an. Sıkı bir hayranı olmadığımı farketmiş olmalı ama bu onda en ufak bir hayal kırıklığı yaratmış mıdır bilemiyorum.
Bu arada restaurantta, yolda yürürken, cafede...herkes ama herkes önce dikkatlice ona bakıyor sonra acaba yanındaki kim diye dönüp beni süzüyorlardı. Artık bu duruma alışmaya başlasam iyi olacak gibi çünkü bir şekilde ya ben bunları çekiyorum ya bunlar beni anlamadım gitti. Ben üzerimdeki gözlere fazlasıyla alışkınım yıllardır ama yanımdaki adamların bu kadar kesilmesini, süzülmesini ister istemez yadırgıyorum. Tamam ünlüyse ünlü, ne var bu kadar abartacak?? Çevir kafanı yoluna git. Yokkk! İlla saatlerce bakacak karşına geçip.
Yanından ayrılırken de tutturdu kendimi atacağım şurdan diye. Fenerbahçe'ye, bizim kızların yanına geçecektim. "65 dakika sonra geçeceksin." demeye başladı inatla. Hayır gerçekten merak ediyorum kafasında kurduğu o 65 dakikada tam olarak ne yapacaktık? Beni evinin önüne kadar götürüp "Bak burası benim evim. Ben kendimi şuradan atacağım. Sen de 65 dakika sonra gideceksin arkadaşlarının yanına." derken kastettiği "Ha tamam ben kendimi atacağım ama atmadan önce evime çıkıp biraz takılalım. O da tahminlerime göre bi 65 dakikanı alır. Ona göre kendini ayarla." falan mıydı? :)
Bilmiyorum. Tuhaf bir insan olduğu kesin. Artık arkadaşının tespiti ne denli doğrudur, sosyal kişilik bozukluğu mevcut mudur bilinmez ama pek normal değildi. Yine de eğlendim yanında. Başta biraz huzursuz olsam da, bir süre sonra daha iyi hissettim kendimi. Şirindi, sevimliydi...yakışıklıydı da kabul ama gerçekten hiç benim tipim değildi. Mutlaka tekrar görüşeceğiz...ama olurunu, ne olurunu, ne olmazını hiç ama hiç bilmiyorum.
Son olarak...ona bir isim vermek gerekir şimdi. Adonis diyelim mi? :) Kesinlikle arkadaşın adonis kasına sahip olmasıyla hiçbir alakası yok...öyle bir kası olduğunu sanmıyorum. Yalnızca aramızda bunun muhabbeti bayağı bir geçti ve şimdi onu öyle anmak kulağıma oldukça hoş geldi...
Peki dün akşam nerede miydim? Gerçek anlamda milyonların sevgilisi olan bi adamla başbaşa yemekte. "Romantik bir yemekte" demeyeceğim çünkü arkadaşlarıma kimin beni yemeğe davet ettiğini söylediğimde umulanın aksine son derece salaş bir balık restaurantındaydık.
Bende fazla bir şok yarattı diyemem çünkü hayatta hayal kırıklığına uğramamak için beklentilerimi her zaman düşük tutarım. Ama bu bahsi geçen adamın sahip olduğu bu derece salaş tarzına da şaşırmadım diyemem. Oysa ki televizyondan hiç öyle görünmüyordu. Birçok kadın televizyonda görüp ona hayranlık duyarken, ulaşılmaz sanırken aslında bildiğin otuzunda boş bir adam kendisi. Hoş...ama maalesef şu sıralar tembellik ettiği için boş.
Ha potansiyel yok mu? Var.
Masaya ilk oturduğumda suratındaki memnuniyetsiz ve hatta somurtkan diyebileceğim o donuk ifade bir süre sonra alkolün etkisiyle yerini tatlı bir gülümsemeye bırakmıştı.Sardığı sigaranın etkisi var mıydı muamma...
Yolda onun yanına giderken biraz korkuyordum açıkçası. Ama beni beğenmeyecek diye değil. Arkadaşlarımın gazı sayesinde "ben onu beğenmeyeceğim" diye. Artık gözlerinde ne denli bir fenomen olduysam, çok geniş hayran kitlesine sahip adamları bile beğenmiyorum o derece...siz düşünün yani nasıl bi dünya güzeliyim. "Sen onu beğenmeyeceksin. Bak gör bu çok sarışın diyip efleyip püfleyeceksin. Adamdan elektrik almayacaksın sonra gelip sızlanacaksın. Yaşı çok büyük diye bahaneler bulacaksın. vs."
Bir kez daha ben neymişim diyorum ve en azından arkadaşlarımın gözünde bu kadar yüceldiğim için kendimi canı gönülden tebrik ediyorum.
Aslına bakarsanız haksız değiller. İnsanları öyle ufak, öyle eften püften sebepler için eliyorum ki beni baştan uyarmaya çalışmaları çok normal.
Tamam gerçekten sarışın olması biraz koydu bana. Üstelik boyu da televizyondan bildiğimiz kadar uzun değilmiş. Topukluyla gittim yanına ve hemen hemen aynı olmuştuk, belki 1-2 cm geçiyordur beni.
Yemekten kalkınca içmeye devam ettik başka bir yere geçip. Son dizisinden bir arkadaşı da geldi bir ara bize eşlik etmeye. İkisi bir olunca gerçekten bi anda çok eğlenceli insanlara dönüşüyorlar. Uzun zamandır bu geceki kadar çok gülmemiştim.
Yalnız tutturdular bir şehlasın diye deli oldum. Değilim arkadaşım! Şehla mehla değilim! Gözlerim güzel, güzel bakıyorum, anlamlı bakıyorum o kadar. Kötü bir şey değilmiş şehlalık...çekiciymiş, seksiymiş...bana öyle gelmiyor. Şehla diyince hakaret olarak algılıyorum ben onu, hoşlanmıyorum işte.
Babamla konuşmuş bu arada beyfendi randevumuza gelmeden önce facebooktan. "Ne alaka?" dedim. "Öyle, canım istedi konuştum." cevabını aldım defalarca, doğumgünümü falan bildi. Bayağı çalışmış gelmeden önce anlaşılan, ben eksik hissettim bi an. Sıkı bir hayranı olmadığımı farketmiş olmalı ama bu onda en ufak bir hayal kırıklığı yaratmış mıdır bilemiyorum.
Bu arada restaurantta, yolda yürürken, cafede...herkes ama herkes önce dikkatlice ona bakıyor sonra acaba yanındaki kim diye dönüp beni süzüyorlardı. Artık bu duruma alışmaya başlasam iyi olacak gibi çünkü bir şekilde ya ben bunları çekiyorum ya bunlar beni anlamadım gitti. Ben üzerimdeki gözlere fazlasıyla alışkınım yıllardır ama yanımdaki adamların bu kadar kesilmesini, süzülmesini ister istemez yadırgıyorum. Tamam ünlüyse ünlü, ne var bu kadar abartacak?? Çevir kafanı yoluna git. Yokkk! İlla saatlerce bakacak karşına geçip.
Yanından ayrılırken de tutturdu kendimi atacağım şurdan diye. Fenerbahçe'ye, bizim kızların yanına geçecektim. "65 dakika sonra geçeceksin." demeye başladı inatla. Hayır gerçekten merak ediyorum kafasında kurduğu o 65 dakikada tam olarak ne yapacaktık? Beni evinin önüne kadar götürüp "Bak burası benim evim. Ben kendimi şuradan atacağım. Sen de 65 dakika sonra gideceksin arkadaşlarının yanına." derken kastettiği "Ha tamam ben kendimi atacağım ama atmadan önce evime çıkıp biraz takılalım. O da tahminlerime göre bi 65 dakikanı alır. Ona göre kendini ayarla." falan mıydı? :)
Bilmiyorum. Tuhaf bir insan olduğu kesin. Artık arkadaşının tespiti ne denli doğrudur, sosyal kişilik bozukluğu mevcut mudur bilinmez ama pek normal değildi. Yine de eğlendim yanında. Başta biraz huzursuz olsam da, bir süre sonra daha iyi hissettim kendimi. Şirindi, sevimliydi...yakışıklıydı da kabul ama gerçekten hiç benim tipim değildi. Mutlaka tekrar görüşeceğiz...ama olurunu, ne olurunu, ne olmazını hiç ama hiç bilmiyorum.
Son olarak...ona bir isim vermek gerekir şimdi. Adonis diyelim mi? :) Kesinlikle arkadaşın adonis kasına sahip olmasıyla hiçbir alakası yok...öyle bir kası olduğunu sanmıyorum. Yalnızca aramızda bunun muhabbeti bayağı bir geçti ve şimdi onu öyle anmak kulağıma oldukça hoş geldi...
25 Aralık 2010 Cumartesi
Akvaryumdaki Alvin
Alvin'i hatırlatırsınız...masum gülümsemesi olan şirin yaratık. Beni yılbaşı için Almanyaya davet etti. Düşünmesi gerçekten çok inceydi ama gelemem dedim. Hem pasaportum yok hem de şu an bu seyahati karşılayacak maddi gücüm.
"Öyleyse sen Erasmus'a gittiğin zaman ben gelirim, o zaman yaparız bir Avrupa seyahati." dedi her zamanki sevimliliğiyle. Kulağa hoş geldiğini söyledim. Gitmek istediğimiz şehirlerden bahsettik biraz. Sonra benimle görüşmek için o kadar beklemek istemediğini, İstanbul'da da gezecek birçok yer olduğunu söyledi.
Şiddetle katılıyorum işte buna. Gezecek çok yer var. Ama gezecek adam yok!
Birlikte bu tarz sosyal aktivitelere girişmeyi yalnız cinsel problemleri olan adamlar mı akıl edebilir yoksa bana mı hep öyleleri denk geliyor bilmiyorum.
Ama şu sıralar öyle fena bir ruh hali içerisindeyim ki Alvin'in Forum'daki şu akvaryuma gitme teklifi bana dünyanın en güzel teklifi gibi geldi. En azından birçoğu gibi seksomanyak değil! Bana birşeyler paylaşacak kadar değer veriyor çünkü farklı olduğumun farkında. Çünkü eksik yanını yüzüne vursam da bundan şikayetçi olmadığımın, cinsel birlikteliğimiz olmasa da onunla vakit geçirmekten zevk alacağımın farkında. Çünkü bunu ona gösterdim.
Karşındaki insana sevgini gösterebilmek aslında öyle önemli bir olgu ki...öyle çok şeyi değiştiriyor ve yön veriyor ki hayatta...her insanın bunu öğrenmesi hatta gerekiyorsa eğitimini alması lazım. Başta da Lee gibi dangalakların!!!
Şimdi bir an önce Pazartesi olmasını ve Alvinle güzel bir gün geçirmeyi diliyorum...
"Öyleyse sen Erasmus'a gittiğin zaman ben gelirim, o zaman yaparız bir Avrupa seyahati." dedi her zamanki sevimliliğiyle. Kulağa hoş geldiğini söyledim. Gitmek istediğimiz şehirlerden bahsettik biraz. Sonra benimle görüşmek için o kadar beklemek istemediğini, İstanbul'da da gezecek birçok yer olduğunu söyledi.
Şiddetle katılıyorum işte buna. Gezecek çok yer var. Ama gezecek adam yok!
Birlikte bu tarz sosyal aktivitelere girişmeyi yalnız cinsel problemleri olan adamlar mı akıl edebilir yoksa bana mı hep öyleleri denk geliyor bilmiyorum.
Ama şu sıralar öyle fena bir ruh hali içerisindeyim ki Alvin'in Forum'daki şu akvaryuma gitme teklifi bana dünyanın en güzel teklifi gibi geldi. En azından birçoğu gibi seksomanyak değil! Bana birşeyler paylaşacak kadar değer veriyor çünkü farklı olduğumun farkında. Çünkü eksik yanını yüzüne vursam da bundan şikayetçi olmadığımın, cinsel birlikteliğimiz olmasa da onunla vakit geçirmekten zevk alacağımın farkında. Çünkü bunu ona gösterdim.
Karşındaki insana sevgini gösterebilmek aslında öyle önemli bir olgu ki...öyle çok şeyi değiştiriyor ve yön veriyor ki hayatta...her insanın bunu öğrenmesi hatta gerekiyorsa eğitimini alması lazım. Başta da Lee gibi dangalakların!!!
Şimdi bir an önce Pazartesi olmasını ve Alvinle güzel bir gün geçirmeyi diliyorum...
Mal Kaybı
Bu kadar güzelken, fıstık gibi hatunken nasıl hala yalnızsın diyor bütün arkadaşlarım istisnasız... öyle olduğum için yalnızım işte. Her yandan vermiyormuş yukardaki... çirkin bahtı versin derler ya hani, hah işte varsa ondan 1 porsiyon alayım ben.
Kimi zaman gerçekten yorulduğumu hissediyorum. İnsanlara şans vermekten bıkıp sıçarım böyle işin içine diyor ve köşeme çekiliyorum. Bir süre sonra arkadaşlarım bir terslik olduğunu düşünüyor bu sefer de...eskisi kadar enerjik değilsin diyorlar. Hasta mısın diye soruyorlar. Hayır değilim. Hayatımda biri olmadığı için giyimime özen göstermiyor ve makyaj yapmıyorum hepsi bu. Ama öyle alışmışlarki beni sürekli orda burda taş gibi fink atarken görmeye... yadırgıyorlar doğal olarak dersten ya da işten gelip odama kapandığımda.
Lee'yle görüştük tekrar...ve hatta tekrar. Lanet olsun ki bu adama gereğinden fazla alıştım ve bu beni çok mutsuz ediyor. Dün gece beni ilk kez ağlattı. Her zamanki atarımı yapıp pılımı pırtımı toplayıp çıktım kapıdan. Beş dakika kadar asansörün önünde bekledim gözyaşları içinde. Gözyaşlarımı serbest bırakmamak için sıktığım kaslarım inanılmaz bir baş ağrısına sebep olmuştu. Birkaç dakika sonra ışıklar söndüğünde korktuğumu hissettim. Eve geri dönebilirdim o an. Taksi durağı hemen aşağıdaydı. Hoş...olmasaydı da ben başımın çaresine bakardım, bugüne kadar hep yaptım. Ama o an eve dönüp yatağıma yalnız girmek ve ağlayarak sızmak istemiyordum.
Yaklaşık beş on dakika önce üzerimde onun için giydiğim jartiyerimle deli gibi seviştiğim adamın koynunda uyumak istiyordum. Onun kollarında, mutlu ve huzurlu bir şekilde...
Geri döndüm. Kapıyı çaldım; zilden parmağımı hiç çekmeyerek son derece inatçı bir şekilde. Kapıyı açınca şaşırdı. Gülümsedim sinirle...o da güldü. "Neden geri geldiğimi sakın sorma." dedim ve onu kenara itip içeri girdim. Salona geçip koltuğa yattım önce.On beş dakika kadar sessizce gözümden süzülen yaşlarla boğuştum. Koltuğun üzerindeki yastıklara öyle gömülmüştüm ki ağladığımı görmesin diye...halbuki o kadar çabalamam yersizdi. Zaten umrunda değildim, adam oturmuş laptopta online poker oynuyordu. Pok ye e mi!
Bir ara gelip orada uyumamamı, içeri yatağa geçmemi söyleyip beni kaldırmaya çalıştı. En nalet tavrımla gitmeyeceğimi, orada uyuyacağımı söyledim. Pes etti ve pokerine geri döndü. Bir süre sonraysa ben pes etmiştim. Gecenin içine daha fazla sıçmamın hiçbir anlamı yoktu. Anlaşamadığımız acı bir gerçekti ama insan her zaman yaşadığı her anın da değerini bilmeliydi. Yerimden kalkıp gözyaşlarımı sildim, onu da kıymetli pokerinin başından kaldırıp içeri götürdüm. İtiraz etmedi. O kadar vurdumduymaz bir yapısı var ki zaten, tüm dertler ondan uzak olsun da ne bok olursa olsun modunda paşam. Dünya yıkılsın ama ona birşey olmasın.
Kızıyorum.Sürekli zıtlaşıp kavga ediyoruz ve bu beni kırıyor. Ama yanıma gelip bana sıkıca sarıldığı zaman, sonra daha fazla sarıp daha fazla sıkıp defalarca saçlarımı öptüğü zaman bütün yelkenlerim suya iniyor. Her defasında kanıyorum buna; yapmamam gerektiğini bile bile.
Daha fazla çabalamanın anlamı yok biliyorum. Olmayacak çünkü, sittin sene anlaşamayacağız biz. Bu durumda da aramızdaki tutkunun, çekimin haricinde birşey paylaşamayacağız. Bana ne verdin bugüne kadar diyor. E be adam! Almıyorsun ki verelim! Soğuksun! Yabanisin! Odunun tekisin! Sonra kalkmış bana sevgiden bahsediyorsun! Dün gece ağlattın beni...seni sevmesem gözyaşlarım akar mıydı sanıyorsun!
Tamam akardı. Panik anında, kıçımı kurtarmak için timsah gözyaşları akıtabildiğim doğrudur . Bunun şahitleri çok. Ama dün gece ağlarken ne hissettiğimi anlamaman için tam bir mal olman lazım!
Seviyorum işte seni! Ama sevmeyeceğim. Unutacağım. Ben bunu daha önce de yaptım, şimdi de yapacağım. İşte o kadar güçlü bir kadınım.
Bir yanım çok istese de her an yanında olmayı...tutacağım kendimi, olmayacağım. Gelmeyeceğim bir daha yanına. Seni kalbimden, kafamdan, ruhumdan tüm gücümle gönderiyorum şu andan itibaren. Düşünmek istemiyorum daha fazla.
Şöyle diyelim o zaman uzatmadan, bir arkadaşın da dediği gibi... Şimdi gidiyorsun ya hani, buna bir de isim vermek gerek : Mal Kaybı.
Kimi zaman gerçekten yorulduğumu hissediyorum. İnsanlara şans vermekten bıkıp sıçarım böyle işin içine diyor ve köşeme çekiliyorum. Bir süre sonra arkadaşlarım bir terslik olduğunu düşünüyor bu sefer de...eskisi kadar enerjik değilsin diyorlar. Hasta mısın diye soruyorlar. Hayır değilim. Hayatımda biri olmadığı için giyimime özen göstermiyor ve makyaj yapmıyorum hepsi bu. Ama öyle alışmışlarki beni sürekli orda burda taş gibi fink atarken görmeye... yadırgıyorlar doğal olarak dersten ya da işten gelip odama kapandığımda.
Lee'yle görüştük tekrar...ve hatta tekrar. Lanet olsun ki bu adama gereğinden fazla alıştım ve bu beni çok mutsuz ediyor. Dün gece beni ilk kez ağlattı. Her zamanki atarımı yapıp pılımı pırtımı toplayıp çıktım kapıdan. Beş dakika kadar asansörün önünde bekledim gözyaşları içinde. Gözyaşlarımı serbest bırakmamak için sıktığım kaslarım inanılmaz bir baş ağrısına sebep olmuştu. Birkaç dakika sonra ışıklar söndüğünde korktuğumu hissettim. Eve geri dönebilirdim o an. Taksi durağı hemen aşağıdaydı. Hoş...olmasaydı da ben başımın çaresine bakardım, bugüne kadar hep yaptım. Ama o an eve dönüp yatağıma yalnız girmek ve ağlayarak sızmak istemiyordum.
Yaklaşık beş on dakika önce üzerimde onun için giydiğim jartiyerimle deli gibi seviştiğim adamın koynunda uyumak istiyordum. Onun kollarında, mutlu ve huzurlu bir şekilde...
Geri döndüm. Kapıyı çaldım; zilden parmağımı hiç çekmeyerek son derece inatçı bir şekilde. Kapıyı açınca şaşırdı. Gülümsedim sinirle...o da güldü. "Neden geri geldiğimi sakın sorma." dedim ve onu kenara itip içeri girdim. Salona geçip koltuğa yattım önce.On beş dakika kadar sessizce gözümden süzülen yaşlarla boğuştum. Koltuğun üzerindeki yastıklara öyle gömülmüştüm ki ağladığımı görmesin diye...halbuki o kadar çabalamam yersizdi. Zaten umrunda değildim, adam oturmuş laptopta online poker oynuyordu. Pok ye e mi!
Bir ara gelip orada uyumamamı, içeri yatağa geçmemi söyleyip beni kaldırmaya çalıştı. En nalet tavrımla gitmeyeceğimi, orada uyuyacağımı söyledim. Pes etti ve pokerine geri döndü. Bir süre sonraysa ben pes etmiştim. Gecenin içine daha fazla sıçmamın hiçbir anlamı yoktu. Anlaşamadığımız acı bir gerçekti ama insan her zaman yaşadığı her anın da değerini bilmeliydi. Yerimden kalkıp gözyaşlarımı sildim, onu da kıymetli pokerinin başından kaldırıp içeri götürdüm. İtiraz etmedi. O kadar vurdumduymaz bir yapısı var ki zaten, tüm dertler ondan uzak olsun da ne bok olursa olsun modunda paşam. Dünya yıkılsın ama ona birşey olmasın.
Kızıyorum.Sürekli zıtlaşıp kavga ediyoruz ve bu beni kırıyor. Ama yanıma gelip bana sıkıca sarıldığı zaman, sonra daha fazla sarıp daha fazla sıkıp defalarca saçlarımı öptüğü zaman bütün yelkenlerim suya iniyor. Her defasında kanıyorum buna; yapmamam gerektiğini bile bile.
Daha fazla çabalamanın anlamı yok biliyorum. Olmayacak çünkü, sittin sene anlaşamayacağız biz. Bu durumda da aramızdaki tutkunun, çekimin haricinde birşey paylaşamayacağız. Bana ne verdin bugüne kadar diyor. E be adam! Almıyorsun ki verelim! Soğuksun! Yabanisin! Odunun tekisin! Sonra kalkmış bana sevgiden bahsediyorsun! Dün gece ağlattın beni...seni sevmesem gözyaşlarım akar mıydı sanıyorsun!
Tamam akardı. Panik anında, kıçımı kurtarmak için timsah gözyaşları akıtabildiğim doğrudur . Bunun şahitleri çok. Ama dün gece ağlarken ne hissettiğimi anlamaman için tam bir mal olman lazım!
Seviyorum işte seni! Ama sevmeyeceğim. Unutacağım. Ben bunu daha önce de yaptım, şimdi de yapacağım. İşte o kadar güçlü bir kadınım.
Bir yanım çok istese de her an yanında olmayı...tutacağım kendimi, olmayacağım. Gelmeyeceğim bir daha yanına. Seni kalbimden, kafamdan, ruhumdan tüm gücümle gönderiyorum şu andan itibaren. Düşünmek istemiyorum daha fazla.
Şöyle diyelim o zaman uzatmadan, bir arkadaşın da dediği gibi... Şimdi gidiyorsun ya hani, buna bir de isim vermek gerek : Mal Kaybı.
20 Aralık 2010 Pazartesi
Kapılarımızda Asılı Temiz Çarşaflar
Sizin evde de var mıdır? Belki yoktur. Çünkü bizimkinde olmasının sebebi eve taşındık taşınalı ikeaya gidip bir çamaşırlık almaya üşenişimizdir.
Bu bahsi geçen kapılara asılı ıslak ve temiz çarşaflar, hani kuruyana kadar orada öylece kalıp, yumuşatıcı sayesinde etrafı misler gibi kokutanlarından...
...her birinin aslında bir gece öncesine ait kirli bir hikayesi vardır.
Ya yaklaşık 150 kiloluk bir arkadaşımız bütünleşmiştir o çarşafla salyasını akıta akıta ve bütün gazını sindirerek, ya sınavdan bir önceki gecedir ve bizim kızlar çalışmak için gelip kalmıştır, ya da bir aşkın ya da aşksızlığın izlerini taşır o çarşaflar.
Her üç durum da muhtemel olmakla birlikte bunlara ilaveten :
*yatakta yemek yenmiş olabilir
*yüksek ihtimal ben çikolata yiyip her yana bulaştırmuş olabilirim.
*belki çok hastalanmışızdır,ateşimiz çıkmıştır ve çok terleyip tüm nevresime o terimizi emdirmişizdir
*ya da belki o çarşaf muayyen günümüzde bir kazaya kurban gitmiştir
..................
Durup şöyle bir düşününce, meğer yeni yıkanmış bir çarşafın ne çok farklı hikayesi olabilirmiş!
Vay arkadaş! (Copy of Betty Boop) Evimizde kapılara asılı, yıkanmış temiz çarşaflar kadar hikayemiz var mı şu hayatta?
Sanırım benim var :) ve anlatmaya devam edeceğim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




